Duru Butik Wordpress'e Taşındı!

Uzun zamandır wordpress'e geçmek istiyordum ki google kaynaklı blogger problemleri de ortaya çıkınca artık Duru Butik olarak wordpress'deyim. www.durubutik.com adresinden yeni sayfama giriş yapabilirsiniz. Düzenlemelerim halen devam ediyor. Yeni yazılarım artık buradan devam edecek.Yorumlarınızı www.durubutik.com adresinden yaparsanız sevinirim.
Yazılarımdan haberdar olmak için bazı güncellemeler yapmanız gerekiyor.
http://www.durubutik.com
sitesine girip sağ üst köşedeki Bu Siteye Katılın butonu ile yeni adresimize üye olabilirsiniz.
Yeni RSS adresim http://feeds.feedburner.com/DuruButik
Güncellemelerimiz bir süre daha devam edecek.
Sevgiler...




Hilary Swank’in Vionnet imzası taşıyan drapeli elbisesini moda bloglarında görmüşsünüzdür. Bu yıl çok farklı biçimlerde drapeleri izlemek mümkün. Hilary Swank’in elbisesinde bol miktarda drape kullanılması bana Ortaçağ Romanesk dönem İngiltere’sini anımsattı. Uzun süredir aklımdan geçmemişti, ta ki bu elbiseyi görene kadar. O dönemde kumaşlar o kadar güzel ve gösterişlidir ki metrelercesini birlikte kullanma isteği uyandırmıştır ve bundan dolayı kostümlerde drapeler çok fazla kullanılmıştır. Bu döneme bazı moda yazarları ‘’drape yüzyılı’’ denebileceğini söylüyor.

Geçmiş moda yazılarımı okuyanlar hatırlayacaktır. Eski zamanlarda kıyafet aynı zamanda statüyü de sembolize ediyordu. Halkın ve soyluların kıyafetleri derin çizgilerle birbirinden ayrılıyordu. Örneğin hiç kimse kraliçe kadar kabarık etekler giyemezdi. Sarayda kullanılan modeller halk tarafından kullanılmazdı. Yani saray ne kadar abartılıysa halk ta o kadar sade olmalıydı ki sınıf farklılığı göze çarpsın. Drape yüzyılı denilen dönemde ise modellerden de öteye kumaş kullanımı da sınıf farklılığını ortaya koyuyordu. Kadife ve kürk halk tarafından kullanılamazdı. Oldukça pahalı olan bu kumaşlar dekorasyonda da kullanılmış ve şimdi bizim abartı dediğimiz görüntüler o dönemde modanın merkeziydi.

Tekrar Hilary Swank'in elbisesine dönecek olursam bu denli drape kullanımı zayıf kadınlar tarafından tercih edilmelidir. Çünkü drape olduğumuz kilodan daha şişman gösterir ve çirkin bir görüntü oluşturur.

Sevgiler...

23 Ekim 2009 Cuma

Hanımın Çiftliği; 1950'li Yıllar Modası

Şimdilerde geçmiş dönem filmleri revaçta. Sadece dizilerde değil sinemada da tanık oluyoruz tarihsel esintilere. Benim için filmin temasından çok görüntüsü önemli oluyor bu durumda… Hanımın Çiftliği de bunlardan biri. Konusunu sevdiğimi söyleyemem. Zaten son zamanlarda konusu ve oyunculuğuyla sanat icra eden filmlere rastlamak özlenir oldu. 50’li yılların anlatıldığı film ev dekorasyonundan, çevre görüntüsüne, arabalara, kıyafetlere ve saç, makyaja kadar başarılı bir biçimde tarihe vurgu yapıyor.


1950’li yıllarda kadınlar, beden kısmı dar olan kıyafetlerle bel hattına vurgu yapıyor ve kabarık eteklerle de beli daha ince gösteriyorlardı. Yüksek platformlu ayakkabılar ve Marline Monroe saç modeli ile dönemin moda akımını belirliyorlardı.

Özgü Namal’ın kıyafetlerinde de görüldüğü üzere etekler bol büzgülü veya pilili, kıyafete uygun şapka ve eldiven ise 50’li yılların moda olan aksesuarlarını oluşturuyordu. Ayrıca filmin en çok gösterildiği görüntü ve fotoğraf olan kırmızı puantiyeli elbise ise puantiyenin o dönemde en çok kullanılan desen olduğunu gösteriyor.


Makyajda ise Liz Taylor ve Marline Monroe etkisi ile porselen cilt için pudra kullanımı, kırmızı ruj ve gözlerde uçlara doğru incelen eyeliner ile keskin bakışlar vurgulanıyor.


sevgiler...

28 Temmuz 2009 Salı

Kostüm Sergisi


Sevgili Mr. TD Cafewien ‘’tam senlik bir haber’’ diyerek bana Viyana’da ki bu kostüm sergisini haber verdi. En son Londra’da böyle bir sergiye katılmış ve inanılmaz keyif almıştım. Öyle ki sergiye iki kez gitmiş ve aynı kostümlerde yeni detaylar keşfetmiştim. Günümüz kıyafetleriyle çok farklı olan bu kostümler el işçiliği, modelleri ve kumaşlarıyla beni adeta büyülüyor. Üstelik sergi, benim iki yıl yaşadığım mistik şehir Viyana’da olunca gitmeyi daha çok istedim. Kimbilir belki kısmet olur gidebilirim. Haziran ayında başlamış bulunan sergi aralık aynına kadar devam edecek.



19. yüzyılın modasını tüm görkemiyle anlatan sergiye bu linkten ulaşabilirsiniz. Belki sizlerden birinin yolu düşer ve ondan dinleriz sergiyi.


Sevgiler...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Tişörtün Hikayesi...

Geçenlerde mail adresime bir arkadaşım tarafından tişörtün tarihçesini anlatan aşağıda okuyacağınız hikaye geldi. Doğru mudur net bir bilgim yok ama mutlaka araştırmalarım içerisinde yer alacak. Zira moda tarihini okurken Avrupalıların tekstil adına pek çok şeyi aslında Osmanlı kültüründen aldıklarını gördüm. Örneğin ipek böceğinin maharetlerini ve ipek dokumacılığını bizden öğrenmişler. Ancak ne yazık ki şimdilerde bunları bilen pek az kişi var. Çok zengin bir tarihimiz olmasına rağmen kendi tarihçemiz adına bilgimiz yeterli değil ve bundan ötürü elimizdekileri de kaptırıyoruz. Mesela Osmanlı kadınının icadı olan ''kırkyama'' şu an Avrupalılar tarafından ele geçirilmiş ve adı da ''patchwork'' olmuş durumda. Bu tip kayıplarımızın temelinde bence çok okumamak yatıyor ve dolayısıyla kendi tarihimizi bilmediğimizden sahip te çıkamıyoruz. Kostüm tarihi ile ilgili araştırma yaptığımda sürekli Avrupa modası ile karşılaşıyorum. Osmanlı tarihi hakkında ise yalnızca sözel kaynaklar var. Onlar dahi bence yeterli değil. Görsel anlamda çok zayıf kaynaklarımız. Elimde bir çok yabancı müzenin kostüm sergisi sonrası kıyafetlerin detaylarıyla birlikte basılmış harika kaynaklar var. Neden bizim yok diye sormuyorum artık sanırım ben bu konuda bir şeyler yapmalıyım. Belli müzelerimizde birkaç Osmanlı kıyafeti dışında geniş çapta bir görsellik yok. Halbuki Kültür Bakanlığı buna dair bir çalışma yapmalı ve kapsamlı bir sergi sunmalı. Tıpkı yurtdışında olduğu gibi bu sergi öncelikle ülkemizi karış karış gezmeli daha sonra ise yurtdışında görücüye çıkmalı.

Tişörtün hikayesi okunmaya değer. Ne dersiniz, kırkymanın patchwork olması gibi, tişört de bizim dahi ingilizceden türediğini sandığımız - t shirt- mü olmuştur sizce?



Sevgiler...

28 Haziran 2009 Pazar

Sevdiğim Detaylar; Ruff Yaka

Eski dönemlerde modaya saray mensubu kadınlar yön veriyordu. Bilhassa kraliçe ve düşeslerin kıyafetleri halk tarafından izleniyor ve taklit edilmeye çalışıyordu. Ancak halkın kendisine uyarlamak istediği kıyafetler belli ölçülerde olmalıydı. Şöyle ki; halktan olan kadınlar kraliçe kadar kabarık etekler giyemezdi. Sınıf farklılıkları giyimde de söz konusu idi. Ruff yaka da bu farklılıklardan biri... Rönesans döneminde moda olan bu yaka, statü ve zanginliğin sembolüydü. Boyun çevresinde yelpaze gibi dolanan ve kolalı olan bu yakayı geçen yıllarda gösterime giren Elizabeth filminden hatırlayacaksınız.

Şimdilerde ise Chanel ve Balenciaga gibi dev markaların tasarımları arasında günümüze modernize edildi ve ruff yaka yeniden moda sahnesine giriş yaptı. Chanel, ruff yakayı siyah tayyör ve tuvaletlerde beyaz renkte tercih etti ve aynı zamanda bileklere de taşıyarak bizi Rönesans dönemine götürdü.
Balenciaga ise, Chanel'in aksine ruff yakayı klasik çizgisinden uzaklaştırarak desenli kumaşlarda ve spor giyimle bütünleştirerek çok hoş bir etki yakalamış.En son fotoğrafta ki ekoseli ruff yaka bu sezon benim favorilerim arasında!


sevgiler...

2 Haziran 2009 Salı

50'li Yıllar Etek Modası

Christian Dior’un 1950’li yıllarda lanse ettiği ‘’New Look’’ yani yeni görünüm, kadın silüetini eski dönemlere geri götürerek isminden en çok söz edilen moda akımlarından biri oldu.

Tarihte pek çok sanatsal akım, dönemin olaylarına ve ya görüşlerine tepki olarak doğmuştur. Bu durum bence moda içinde geçerli. Zira 1800’lü ve öncesinde ki yüzyıllarda giyilen ağır, fazla ihtişamlı ve sağlığı bozacak derecede rahatsız kıyafetlere tepki olarak 1900 lerde giyimde rahatlığa gidilmiş. Öyle ki 1920’li yıllarda moda, kadınların hatlarını belli etmeyen oldukça rahat bir tarza bürünmüş, hatta kadınlar için spor giyimin temelleri atılmış ve pantolon giyimi ilk kez başlamıştı.

Christian Dior ise rahatlığa değil ama kadınların feminen tarzdan uzaklaşmasına tepki olarak New Look koleksiyonunu sunar. New Look; hatları vurguluyor ve bir bakıma eski dönemlere göz kırpıyordu. Belin inceliğini vurgulayan ceketler, kabarık etekler bu akımın en belirgin çizgisiydi.

Esasen ben yeni eteğimi yayınlamak üzere hazırlamak istedim bu postu ama en sevdiğim etek modelinin tarihçesini vurgulamamak olmaz dedim. Belden korsajlı ve çoğunlukla iç etekle giyilen hafif kabarık bu etek tarzını çok seviyorum. İç etek giymeden ve spor bir gömlek ve ya ceketle de giyilebilir. Yazın maksi boyda ve tiril tiril etekler giymeye bayılıyorum.


Beline 3 santim eninde uzunca bir kuşak yaptım. Taşlar ve püsküllerde de hareketlilik kazansın istedim.

sevgiler...

21 Mayıs 2009 Perşembe

1920 Modası ve Püskül

Püskül demişken ve 1920 li yıllardan bir önce ki postumda azda olsa bahsetmişken, bu detayın esas moda olduğu döneme vurgu yapmadan olmaz diye düşündüm. Bu kırmızı elbise, 1926 yılına ait Coco Chanel imzası taşıyan, dönemin moda hareketlerini anlatan bir gece tualeti… 1920’li yıllar Çarliston dansının popüler olduğu dönemdir. Bu popülarite moda dünyasını da oldukça etkilemiş hatta bu yılların modası ‘’Çarliston Modası’’ diye anılır.


1920 – 1930 yılları arasında ki yıllarda kadınlar 1800’lü ve 1900’lü yılların başlarına göre oldukça rahat bir tarzda giyiniyorlardı. Ben bu tarzın, eski dönemlerin zor ve eziyetli kıyafetlerine tepki olarak doğmuş olabileceğini düşünüyorum. Keza, Coco Chanel için bu aynen böyleydi. Kadınları korselerden kurtarmış ve rahat kıyafetler sunmuştu. Etek boyunu ilk kez kendi kısaltmış ve diz altı etek boyu moda literatürüne ‘’Chanel Boy’’ olarak geçmiştir.

Konumuza dönecek olursam ; Çarliston dansının hareketli olması nedeniyle dans ederken rahat kıyafetlere ihtiyaç vardı. Resimde de görüldüğü üzere vücuda oturmayan, bel hattı kal.ça hizasında ve gece kıyafeti olmasına rağmen kısa boyda olan bu elbise Çarliston modasının apaçık bir örneğidir. Kadınlara bu coşkulu dansta kıyafetleri de eşlik ediyordu. İşte bu püsküller en çok ta bu dönemde apayrı bir yere sahipti. Bazen etek ucunda, kimi zaman kollardan sarkarak ve ya şallardan sarkan püsküller mutlaka dans ederken kıyafetlerinde bulunuyordu.

O nedenle bu yıl ve 2010 modasında 1920’lere dönüş yaşandığını hissediyorum ben. Tam anlamıyla bir giriş yapılmadı ancak ilerleyen yıllarda esas girişin yapılacağını düşünüyorum.

Sevgiler…

7 Mayıs 2009 Perşembe

HAUTE COUTURE

Moda ile ilgili olanlar Haute Couture'ü duymuşlardır. Kelime anlamı ince dikiş olan Haute Couture, bence modanın lüksü anlamını da taşır.

Bu terimi kullanan pek çok moda evi görüyoruz. Fakat gerçek Haute Couture yapan moda evi çok az ve bu ünvanı almak hiçte kolay değildir. Fransız Moda Federasyonu tarafından verilen bu ünvan, uzun aşamalardan geçtikten sonra veriliyor. Senede en az iki kez 80 parçalık koleksiyon yapılması şart! ve bu parçalar dünyada tek olma özelliği taşır. Üstelik bu koleksiyonlar en az 70 kişinin çalıştığı atölye tarafından hazırlanır.



Haute Couture'ün en sevdiğim yanı ise ince işçiliği... Fermuarından, kullanılacak detaylarına kadar herşey elde hazırlanır. Örneğin elbise üzerinde süs olarak broş tarzı bir çiçek kullanılacaksa asla hazır malzeme olmaz bu çiçek.. Mutlaka en titiz şekilde elde yapılır. Hatta kumaş kaplı düğme kullanılacaksa, düğmeler de yine atölyede ki kişiler tarafından hazırlanır.
İşlemesinden danteline kadar büyük özveri ile hazırlanan bu kıyafetlerin malzemeleri de oldukça pahalıdır. Beni en çokta kumaşları büyüler.. Saf ipekler, ipek kadifelerden tutunda ipek şifonlara, ipek satenlere kadar....


Haute Couture'ü moda dünyasına İngiliz modacı Charles Frederick Worth kazandırmıştır. Bu nedenle Worth '' Modanın Babası'' ünvanını taşır.Charles Frderick Worth kadınları 1800'lü yılların abartılı ve rahatsız giysilerinden kurtararak ama yine ihtişamı koruyarak tuvaletler hazırlamıştı. İlk moda evini de kendisi kurmuş ve ilk kez kıyafetlerini canlı manken üzerinde sunan modacı olmuştur. Bir bakıma defile serüvenini de Worth başlatmış diyebilirim.

Haute Couture dönecek olursak, bu kıyafetler bahsettiğim ince işçilik, son kalite malzeme kullanımı ve dünyada tek üretilen kostümler olma özelliğini taşıdığı için oldukça pahalıdır. Bu nedenlede dünyada sayılı kadın Haute Couture tuvaletler giyebiliyor.

sevgiler...

2 Nisan 2009 Perşembe

Moda ve Kalıp Kitapları

Beni tanıyanlar bilirler... Moda kitapları en büyük tutkularımdan biridir :) Türkiye'de Remzi Kitabevi en sevdiğim adrestir. Çünkü moda kitapları reyonu var ve yabancı kaynakları temin edebilirsiniz.
Yurtdışından sipariş için ise Amazon en güvenli sitedir.
İnternette gezinirken aşağıda göreceğiniz kitapları keşfettim ve çook sevdim :)) İkisi de kalıpla ilgili ve çok farklı içeriğe sahipler.

İlki Moulage... Bildiğimiz mülaj :)) Mülaj kağıdı diye duymuşsunuzdur. Kalıplar drapaj yöntemiyle ve mülaj kağıdında gösterildiği için bu ismi vermiş olmalılar. Resimde gördüğünüz almanca olanı... Ama ingilizcesi de var. Onun adı da Draping...

Kalıpla ilgilenenler, dikiş dikenler mutlaka kalıp kitapları görmüşlerdir. Ama bunlar bilindik kalıp kitaplarından daha farklılar. Şöyle ki; bu kitapta eski dönemlerin meşhur kıyafetlerinin kalıpları yer alıyor. Benim için ne kadar harika değil mi? :)))

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf Christian Dior'un meşhur ''New Look'' akımının en önemli ve New Look'u birebir anlatan kıyafetinin kalıbı...
New Look yani yeni görünüm Christian Dior'un 1950'li yıllarda lanse ettiği ve gündeme bomba gibi düşürdüğü bir moda akımıdır. Coco Chanel kadınları korseden kurtarmış ve spor giyim, kadınların pantolon giymesi, diz altı etekler, triko giyim vb. gibi kreasyonlarla öncü olmuş ve rahat kıyafetler yaparak modaya yeni bir bakış açısı kazandırmıştı.

1920'li yıllardan 50'lere kadar bu şekilde tasarımlar ön plana çıkmış ve Dior, buna karşı bir düşünceyle New Look'u tanıtmış. Yani kadınların hatlarını ön plana çıkaran feminen modeller yapmış, hatta eteklerde kalça yastığını yeniden gündeme getirmişti. Fotoğrafta da göreceğiniz üzere belin inceliği ve kalçanın genişliği belirtilmiş.

Sadece kalıp kitaplarından bahsedecektim ama yine moda tarihine giriş yaptım:)) New Look hakkında söylenecek çok şey ve gösterilecek çok fotoğraf var. Yani bu yalnızca bir giriş oldu. Eğer isterseniz New Look'u anlatabilirim.

Yine aynı kitaptan 1979'a ait, geniş vatkanın başlangıcı olan dönemin resmi ve kalıbı...



İçerisinde 1800'lü yıllardan kıyafetler ve kalıplar da yer alıyor.
Bu kitapla ilgili detaylı bilgi ve sipariş için : http://www.copyrightbookshop.be/nl/books/details/1729/5

İkinci kitap ise 2 serisi olan Pattern Magic...


Japonların çıkardığı bir kitap bu... Şu japonlar ne güzel şeyler yapıyorlar :)) Origami'den olsa gerek, çok ilginç ve değişik fikirleri var.Japon modacılar olan Issey Miyake ve Yohji Yamamato dünya çapında bilindik ve ilk 10 modacı arasında yer alan isimler.
Zaten onların tasarımlarından japonların düşünce sisteminde ki farklılık hemen farkediliyor.
Şu kıyafetteki penslere ve kutucuklara bakınnnn:)))




Bu bluzu da çok beğendim. İlk kez böyle bir kup çalışması görüyorum. Çok fazla kup ve pens çeşitleri var. Bir ara onları da paylaşırım inşAllah..

ve diğerleri;



Bu kitaplar mutlaka benim olmalı! Malesef amazonda bulunmuyorlar. Pattern Magic'leri şu adresten temin edebilirsiniz ; http://www.yesasia.com/us/nakamichi-tomoko/0-aid1218490-0-bpt.47-en/list.html
En kısa zamanda ben de sipariş edeceğim:)
Yazıma son verirken kardeşim için tasarladığım kıyafetin fiyonk detayıyla size sevgilerimi gönderiyorum :)

23 Mart 2009 Pazartesi

Tüm Zamanların En İyi Film Kostümü

Keira Knightley günümüz filmlerinden çok tarihi filmlerde oynamayı tercih ediyor. The Duchess (Düşes), Pride&Prejudice (Aşk ve Gurur), Silk (İpek) ve Atonement (Kefaret) bunlardan bazıları…

Her yıl Oscar ödül töreninde kostüm oscarını kimin alacağını merakla beklerim. Bu yıl ki kostüm ödülünü The Duchess aldı. Geçtiğimiz yıl en iyi kostüm filmi adayları arasında yine Keira Knightley’in Kefaret filmi yer alıyordu. Ancak ödülü Elizabeth filmi almıştı. Çünkü kıyafetleri oldukça görkemli, ihtişamlı ve çok ayrıntılıydı. Malum Rococo döneminin kraliçesini anlatıyordu film…

Kefaret filmi 1930 ve 1940’lı yıllardan bir hikayeyi anlatıyordu. Filmi ve kıyafetlerini çok beğendim… Dönemin modasını çok iyi yansıtan bir filmdi. Hem modelleri hem de kumaş seçimleri o yılların moda sahnesinden birer kesitti.

Hele ki Keira Knihtley’in yeşil tuvaleti çok beğenildi. Sky Movies ve İnstyle dergisi bu tuvaleti tüm zamanların en iyi film kostümü olarak ilan etti!




En iyi kostüm olmasının nedeni günümüzde de kullanılabilir olması… Tabi bunun yanında zerafeti, rengi ve detayları da sebepleri arasında…






En güzeli arkasında ki dikiş detayı.30’lu yıllarda bu tarz dikişler çok var. Şimdi böyle dikişleri her terzinin dikmesi mümkün değil. Rococo döneminden gördüğünüz kostümler hep elle dikilmiş. O zamanlar dikiş makinası yoktu. Dolayısıyla dikiş dikmek bir sanattı. Günümüzde bu nitelik ne yazık ki pek kalmadı gibi. Eski dikiş metotlarını herkes bilmiyor.




Elbisenin ön ortası yırtmaçlı. Arka ortasında ise kuyruğu var. Sade gibi gözüken bu elbise aslında pek çok detayı barındırıyor.



Keira Knightley'in filmde yeşil kostümüyle birlikte giyindiği ayakkabısı... Dönemin ayakkabı modasına açık bir örnek...

sevgiler...

20 Mart 2009 Cuma

18. Yüzyıl, Rococo Dönemi Modası

Son yazılarımda ilgili konudan bahsederken Rococo dönemine de birazcık değinmiştim. Madem söz Rococo döneminden açıldı devamını da getireyim dedim :)

Zaman zaman moda tarihiyle ilgili yazmayı düşünüyorum. Ben okurken çoğu zaman hayretler içerisinde kalmışımdır. Kıyafetler de evrim geçiriyormuş gerçekten :) Hatta evrim geçirirken pek çok olayı da beraberinde getirmiş.

Rococo döneminde kadınların yaka formu kare biçiminde dizayn edilmişti. Kostümlerin beden kısmı çok sıkı olup korselerle desteklenmekteydi. Ayrıca bel bitişlerinde sivrilik dikkati çekiyordu.

Etek boyunun o dönemlerde kısa olması söz konusu bile olamazdı ve yerlere kadar uzundu. Kıyafetler de fiyonklar, fırfırlar süsleyici unsurlardı.

Kollar dirsek uzunluğunda, dantel ve ya ince kumaşlarla süsleniyordu.

Eteklerin altına telden yapılmış, yanları daha geniş gösteren çember iç etekler giyilmiştir:)

O zaman bir kadın, iki eliyle belini tuttuğunda parmak uçları birbirine değmeliydi.Yani iki el belde kavuşabilmeliydi:) O kadar ince olmasını istiyordu kadınlar. Ama belin inceliği aksine yanlara doğru açılan çember etekler giyerek yanlara doğru geniş gözükmüşler. Şimdilerde bunu düşünmek bile tuhaf geliyor değil mi? :)

Belin inceliğini ise dönemin meşhur korseleriyle sağlıyorlardı.
Korseler 16. Yüzyıldan beri varlığını koruyordu ama 18. Yüzyılda daha da gelişerek adeta birer sanat eserini andırıyordu.Kadınlar güzel ve daha ince belli gözükebilmek adına bu korseleri kullanıyordu ancak korseler oldukça rahatsızdı. Balina kemiğinden yapılan korseler, ciğerlere ve kaburgalara zarar veriyordu. İnanırmısınız bu korseler aynı zamanda statü sembolüydüler. Saten, ipek ve brokardan yapılanları bile vardı:)



Fotoğraflarda da görüldüğü üzere kumaşlar desenli ve bol renkliydi. Çok süslüymüş o zaman kadınlar çook:)


Dönemin kraliyet ailesine ait bir elbise. Bu kadar geniş bir eteği halkın giyinmesi yasaktı. Yalnızca asillerden giyen olabilirdi. O da genellikle kraliçe olurdu. Düğün kıyafeti olmalı bu kostüm. Çünkü düğünlerde bu kadar geniş etek giyiyorlardı.


Şimdilik Rococo döneminden bu kadar anlattım zira yazı sıkıcı olsun istemem. Tekrar moda tarihiyle ilgili yazılarım olacak. Görüşmek üzere..

Sevgiler…

Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
-->